Teskilat mensuplarinin kadinlarla munasebeti.

Selamün Aleyküm değerli hocalarım. Teşkilat çatısı altında bayan teşkilat mensupları ile erkek teşkilat mensuplarının durumu hakkında geniş bir açıklama yapmanızı rica ediyorum. Hangi şartlarda ve nasıl görüşmeler sağlanabilir. Allah razı olsun.

KADIN ERKEK İHTİLATI 

Şer’i esaslar çerçevesinde baktığımız zaman kadınlarla erkeklerin bir araya geliş veya karşılaşmaları konusunda elbette ölçüler ve bazı kısıtlamalar vardır. Fakat bu esasların bütün kadın ve erkeklere aynı anda ve genelleme ile uygulanması konusunda farklılıklar olabilir. Öyle insanlar vardır ki, dini, kültürel, siyasi, sosyal ve kendini geliştirmesi yönü ile, üstün seviyelere gelmiş olabilir. Diğer bir kısım insanlar bu seviyelere gelememiş olabilir. Birinci kısım insanların toplumların içine karışmaları, kadın erkek aynı kalabalıklar içinde bulunmalarında bir sıkıntı olmayabilir. Bunun böyle olduğunun delilleri sadedinde şunlar dile getirilebilir. 

Kadın erkek beraberliği konusunda kullanılan “ihtilat” kelimesi asıl itibariyle son zamanlarda kullanılan bir kelimedir. 

Asr-ı saadetten bu zamana çeşitli münasebetle kadınlarla erkekler bir arada bulunurlardı. Örneğin, vakit namazlarında, camilerde verilen derslerde, hac ve umre mevsiminde, savaşlarda, Cuma ve bayram namazlarında; yani içtimai konularda bir arada bulunulduğu gibi. Bunların misalleri sahih kaynaklarımızda çok sayıda bulunmaktadır. 

Kadınlarla erkeklerin bir araya gelmelerini yasaklayan bir delil söz konusu değildir. Bu bir araya gelişlerin hedefi ister dini olsun isterse meşru olan dünyevi konular olsun fark etmez. Nitekim ilim ve fazilet ehli insanların meclislerinden istifade eden kadın ve erkeklerin varlığı bilinen bir gerçektir. 

Elbette evla olan, ilmi ve sosyal çalışmaların evlilik kendi aralarında caiz olmayan akrabalar arasında bir araya gelen topluluk içinde olmasıdır. Çünkü böyle yakın akrabalar arasında bir araya gelen toplulukta günah, haram ve yasak gibi şeyler düşünülemez. 

Fakat böyle olmayan yerlerde ise tam bir genelleme yapılamaz. 

Yukarda da ifade edildiği gibi, dini, sosyal ve fikri bazda kendini geliştirmiş bir kısım insanlar vardır ki, böyle insanlar etraflarında bulunan insanların cinsiyetleri ve dış görünüşleriyle ilgilenmezler. Böyle erkekler ve kadınlar birbirleriyle konuşurken maruf dediğimiz ölçüler içinde olurlar. Örneğin, Hz. Musa (as)’ın, Hz. Şuayb (as)’ın kızları ile konuşması gibi. (Kasas, 28:23) 

Diğer bir kısım insanlar vardır ki, böyle yetişmemişlerdir. Böyle insanların kafalarında insanların daha ziyade dış görünüşleri ve cinsiyetler üzerinden akılları çalışır. Bunlara göre kadınların, sesleri, yüzleri ve elleri 

bütün haram ve yasaktır. Dolayısı ile kadınlar evde kalmalı, erkeklerle beraber olmamalı, gerekiyorsa topluma bile çıkmamalıdır. 

Bu iki kısım insanın arasında kalan bir kısım insanlar vardır ki, bunlar da bazen birinci kısım insanlarla beraber olur, bazen de ikinci kısım insanların konumunda olur. Eksikleri vardır, ziyadeleri vardır. Böyle insanların, erkek ve kadınların bir araya geldiği faydalı toplantılarda belli kurallara dikkat ederek bulunmalarında bir problem olmaz. Bu kurallar şunlardır: 

1) Böyle karşılaşmalarda kadınlar da erkekler de İslami edep kurallarına riayet etmelidirler. Örneğin, gözlerin kapatılması (Nur, 30-31); konuşurken ciddi olunması (Ahzab, 32); gülerken dikkatli davranılması; giyim ve kuşama dikkat edilmesi, süslenme ve kokulanma gibi şeylerden uzak durulması; hareketlere dikkat edilmesi (Kasas, 28:25, Nur, 31) hususlara dikkat etmek gerekir. 

2) Toplantılarda erkekler bir tarafta kadınlar da bir tarafta bulunmalı. Cemaatle kılınan namazlarda olduğu gibi. Erkekler önde, kadınlar arkada durabilir. Yahut aralarında mesafe olarak yan yana oturabilirler. 

3) Toplantıda bulunanlar haram ve yasaklara saygılı olan ve dikkat eden kişilerden olmalıdır. Kadın erkek arasındaki hassas konulara riayet eden insanlar olmalıdır. Konuşmalara ve hareketlere dikkat edilmelidir. 

Asıl itibariyle İslam kadını eve hapsetmek istememiştir. Daha ilk asırlardan itibaren kadınlar toplumun her yerinde olmuşlardır. Hz. Âişe (r.a) validemiz erkeklere fetva verirdi; Hz. Ömer (r.a) efendimiz kadınlardan zabıta tayin etmişti. Savaş meydanında kadınlar hasta bakıcılık yaparlar, hatta sünnetçilik yapan kadınlar vardı. 

Dolayısıyla bilhassa ilmi toplantılarda, konferanslarda ve teşkilat çalışmalarında, vaaz ve nasihat programlarında tesettür ve diğer edep kurallarına dikkat ederek, kadın erkek aynı çatı altında bulunmakta bir sıkıntı olmaz. İçinde olduğumuz durum da göz önünde bulundurulursa buna son derece muhtaç olduğumuz bir gerçektir.1 

M. Hulusi Ünye

Yukardaki yazı Prof. Dr. Yusuf El-Kardavi’nin Helaller ve Haramlar kitabının aynı konu ile alakalı makalesinden yararlanılarak hazırlanmıştır.