Üç Ayları Nasıl İhya Edebiliriz?
Üç ayları ruhuna uygun ihya etmek için bize tavsiyeleriniz nedir?
Üç aylar, müminin manevi hayatını yeniden düzene koyması için büyük bir fırsattır. Bu mübarek mevsime ulaşan bir mümin, öncelikle bu nimetin şükrünü eda etmeli, sonra da kendisine şu soruyu sormalıdır: “Bu üç aylık kıymetli zamanı Rabbimin rızasına uygun şekilde değerlendirmek için neler yapmalıyım?” İmam-Hatipler olarak bizler de cemaatimize üç aylarda nasıl bir kulluk şuuru içerisinde olmaları gerektiğini anlatmalı hem ilmî hem irşadî bakımdan onları bilinçlendirmeliyiz.
Üç aylarda mümin, günlük hayatında şu hususlara özellikle dikkat ederek hem ibadetlerini hem ahlakını kemale erdirmeye çalışabilir:
- İbadet Hayatını Canlandırmak: Bu aylarda farz ibadetlere devam ederken ek olarak nafile ibadetlere yönelmek manevi gelişim için önemlidir. Namazlarımızı cemaatle ve huşu içinde kılmaya daha çok özen göstermeliyiz. Kur’an-ı Kerîm’le irtibatımızı arttırmalı, mümkünse her gün belirli bir miktar (sayfa) okuyarak üç aylar boyunca bir hatim indirmeye niyet etmeliyiz. Ayrıca mümkün oldukça Pazartesi-Perşembe oruçları, gece namazları (teheccüd) ve duha namazı gibi nafilelerle ibadet hayatımıza canlılık kazandırabiliriz. Unutmayalım ki, Allah Teâlâ’ya yaklaşmanın en güzel yolu, farzların ardından nafile ibadetlerle O’na kulluk arz etmektir.[1]
- Ahlâk ve Maneviyatı Güzelleştirmek: Üç ayları, kalbimizi her türlü kötü duygu ve düşünceden arındırma mevsimi olarak görmek gerekir. Kin, nefret, haset, kibir gibi kalbî marazlardan uzaklaşmak için bu dönemde özel gayret göstermeliyiz. Özellikle gıybet, dedikodu, yalan, kırıcı söz gibi dil afetlerinden sakınmak, belki de üç aylar boyunca en çok dikkat edeceğimiz husus olmalıdır. Zira oruç ibadetinin ruhu, sadece mideyi değil dili, gözü, kulağı ve tüm uzuvları günahlardan uzak tutmaktır. Ramazan’da tuttuğumuz orucun manevi sevabını gıybet gibi bir dedikodu ile ziyan edebileceğimizi unutmamalıyız. Bir Allah dostunun talebesiyle birlikte bulunduğu bir meclisten aceleyle uzaklaşıp “Eyvah, orucum bozuldu!” demesi, talebesinin “Efendim, siz gıybet etmediniz ki orucunuz bozulsun” şeklindeki hayretine karşılık “Evet, ben gıybet etmedim; ancak orada yapılan gıybetin esintileri üzerime değdi” cevabını vermesi bu konuda ne kadar hassas olmamız gerektiğini gösterir. Dolayısıyla bu aylarda mümkün olduğunca dilimize sahip çıkmalı, oruçlu iken dilimizi de oruç tutturmak prensibini hayatımıza yerleştirmeliyiz. Ayrıca kalplerin tatmini ile alakalı yüce Kur’an’da “Bilin ki kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur (huzur bulur)”[2] buyrulmaktadır. Günlük virdler, tesbihatlar, salavat-ı şerifeler ile dilimizi ve gönlümüzü her dem Allah’la meşgul etmeliyiz.
- Dua ve Tövbeye Sarılmak: Üç aylar, Allah’ın affına ve merhametine sığınmak için en güzel zamanlardandır. Bu aylara kavuşmanın şükrünü eda ederken, geçmiş tüm hata ve günahlarımız için samimiyetle tövbe etmeliyiz. Recep ayı tövbe ayı, Şaban ayı mağfiret ayı, Ramazan ayı ise kurtuluş ayı olarak görülmüştür. Her namazın ardından, özellikle seher vakitlerinde ve kandil gecelerinde ellerimizi semaya açıp hem dünya hem ahiretimiz için Rabbimizden af ve afiyet dilemeliyiz. Unutmayalım ki Yüce Allah bizden kendisine yönelmemizi istemekte ve “Kullarım sana Ben’i sorarlarsa Ben gerçekten çok yakınım; bana dua edince dua edenin duasına cevap veririm…”[3] buyurmaktadır. Bu ilahî müjdeye nail olabilmek için üç ayları bir fırsat bilmeli ve zihnimizi ve gönlümüzü Allah’a dualarımızla açmalıyız.
- Kur’an’la Meşguliyet ve İlmi Gelişim: Rahmet mevsimi üç aylar, aynı zamanda Kur’an mevsimidir. Zira Ramazan-ı Şerif, “Kur’an ayı” olarak bilinir. Bu sebeple Recep ve Şaban’dan itibaren Kur’an’la irtibatımızı artırmak, okuma alışkanlığımızı kuvvetlendirmek gerekir. Kur’an tilavetleri, tefsir dersleri, mukabeleler bu dönemde yoğunlaşır. Her birimiz Kur’an-ı Kerim’i yüzünden okumayı, tecvidini güzelleştirmeyi, anlamını öğrenmeyi hedeflemeliyiz. Peygamber Efendimiz, “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir”[4] buyurarak bizi Kur’an’la meşgul olmaya teşvik etmiştir. Öyleyse üç ayları fırsat bilip kendimize bir okuma programı yapabilir; her gün düzenli Kur’an okuyarak veya meal-tefsir mütalaası yaparak bu ayları bereketlendirebiliriz. Unutmayalım, bu aylar bir “ibadet yoğunlaşması” olmanın yanı sıra, aynı zamanda ilmimizi ve irfanımızı artırma mevsimidir.
- Sorumluluk ve İnfak: Üç ayları ihya etmenin yollarından biri de sosyal hayatımızı güzelleştirmektir. Bu aylarda mümkün olduğunca yardımlaşma ve dayanışmayı artırmalıyız. Çevremizde ihtiyaç sahibi kimseler varsa gözetmeli, sadaka ve infaklarımızı çoğaltmalıyız. Ramazan ayında verilmek üzere şimdiden zekât ve fitrelerimizin hesabını yapabiliriz. Fakir, öksüz, kimsesizlerin dualarını almak, müminin Allah’a yakınlaşmasına vesile olan en makbul amellerdendir. Öyleyse biz de bu mübarek aylarda kırık gönülleri ihya etmeye çalışalım; yoksulları, fakir, öksüz ve kimsesizleri; yaşlı ve hastaları ziyaret ederek hayır dualarını alalım. Akraba ve komşularımızla bağlarımızı kuvvetlendirelim, dargınlıklarımızı barışla neticelendirelim. Topluma karşı sorumluluklarımızın bilincinde olarak hem maddi hem manevi katkılarımızı artıralım. Unutmayalım ki, müminlerin en faziletlisi, diğer müminlere faydası dokunandır. Yukarıda saydığımız hususlar elbette ki üç aylarla sınırlı kalmamalıdır. Rabbimiz bizden yılın her günü takva üzere bir yaşam sürmemizi emretmektedir. Fakat bu mübarek aylar, adeta bir maneviyat kampı gibi düşünülmeli, yıl boyu gaflete düşen nefislerimizi terbiye etmek için iyi değerlendirilmelidir. Nasıl ki sporcular önemli bir müsabaka öncesi kampa girer, esnaflar ve sanatkârlar işlerinde ilerlemek için dönemsel yoğunlaşmalara giderler; ebediyet yolcusu müminler de üç aylar vesilesiyle kulluk şuurunu pekiştirmek üzere bir manevi kampa girmiş olurlar. Bu yoğunlaşma neticesinde kazanılan güzel alışkanlıklar inşallah üç ayların dışında da hayatımızı kuşatarak bizi olgun bir mümin haline getirecektir.
Sonuç
“Üç aylar” diye anılan bu mübarek mevsim, Receb ile başlayıp Ramazan ile zirveye ulaşan rahmet ve mağfiret yüklü bir yolculuktur. Bu yolculukta mümin, Recep’in feyziyle harekete geçer, Şaban’ın bereketiyle hız kazanır ve Ramazan’da adeta manevi bir bayrama erişir. Ne mutlu bu ayları hakkıyla ihya edene, ne mutlu bu aylarda Rabbine yakınlaşarak bedenini, zihnini ve kalbini arındırana! Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri, “Hacca gidenler orada Kâbe’nin Sahib’ini arasınlar; O’nu bulurlarsa Kâbe’yi her yerde bulabilirler” diyerek bize bir hakikati işaret eder. Bu veciz sözden ilhamla diyebiliriz ki, üç ayların sonunda Cenâb-ı Hakk’ın rızasına nail olan bir mümin için yılın her anı Ramazan gibi bereketli ve rahmet dolu hale gelir. Öyleyse geliniz, önce üç ayları gereğince ihya edelim. Sonrasında bu mevsimde edindiğimiz güzellikleri hayatımıza yayalım; bu mübarek mevsimde kazandığımız manevi dirilişi ömür boyu devam ettirelim.
Son olarak Rabbimize niyaz edelim: “Allâh’ım! Receb’i ve Şâban’ı bize mübarek kıl, bizi Ramazan’a ulaştır. Bizleri üç ayların feyiz ve bereketi ile günahlarından arınmış, rahmetine kavuşmuş ve rızanı kazanmış salih kullarından eyle. Âmin.”
[1] Buhârî, “Rikak”, 38
[2] Ra‘d suresi 13/28
[3] Bakara suresi 2/186
[4] Buhârî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 21