Üç Aylardaki Kandil Geceleri
Üç Aylardaki Kandil Geceleri nelerdir? Kısaca amahiyetleri hakkında bilgi verir misiniz?
Üç ayların önemini arttıran unsurlardan biri de bu aylar içinde yer alan mübarek gecelerdir. Receb ayının ilk cuma gecesi Regâib Kandili, 27. gecesi Mi‘râc Kandili, Şaban ayının 15. gecesi Berât Kandili ve Ramazan ayının 27. gecesi Kadir Gecesi olarak ihya edilmektedir. Bu gecelere “kandil geceleri” denilmesinin sebebi, Osmanlı döneminden beri bu gecelerde camilerin kandillerle donatılarak aydınlatılması geleneğidir. Her ne kadar bu gecelerin kutlanması Hazret-i Peygamber döneminde bulunmayan, sonradan teşekkül etmiş bir gelenek olsa da halkımızın gönlünde kandil geceleri rahmet ve birlik vesilesi olarak özel bir yere sahip olmuştur.
Regaib Kandili, üç ayların başladığını müjdeleyen ilk kandil gecesidir. Receb’in ilk cuma gecesine tekabül eden Regâib, dilimizde “rağbetler, arzular” manasına gelir ve rağibe kelimesinin çoğuludur. Bu gece, üç aylar manevi iklimine girişin habercisi, bir nevi arife gecesi sayılır. Müminler bu geceyi ibadetle geçirerek üç aylara manevi bir hazırlık yapmaya çalışırlar. Tarihî kaynaklarda Regâib gecesinin önemiyle ilgili sahih bir hadis bulunmamaktadır. Peygamber Efendimiz’in bu geceye mahsus bir ibadet yaptığını ne kendisi ne de Ashab-ı Kiram bildirmiştir. Regâib kandilinin ihyası, hicrî 5. asırdan itibaren özellikle Şam ve çevresindeki mutasavvıf zâtların uygulamalarıyla başlamış ve zamanla gelenek haline gelmiştir. Bu itibarla, Regâib gecesi bazı âlimlerce bid’at-ı hasene (iyi niyetle ortaya çıkmış faydalı bir yenilik) olarak görülmüş ve asırlardır devam ede gelen hayırlı bir geleneğe dönüşmüştür. Bu gecede özel bir namaz kılınması gerektiğine dair halk arasında yaygın inanışlar varsa da kaynaklarda “Regâib namazı” adıyla sahih bir ibadet tarifi bulunmamaktadır. En güzeli, diğer kandil gecelerinde olduğu gibi Regâib gecesinde de, müminlerin nafile namaz, Kur’an tilaveti, zikir ve dua ile Cenâb-ı Hakk’a yönelmeleridir.
Mi‘râc Kandili, Receb ayının 27. gecesi idrak edilir. Bu gece, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz kudretiyle bir gece Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya, oradan da semaya yükseltildiği büyük mucizenin yıl dönümü olarak hatırlanır. Kur’ân-ı Kerîm’de İsrâ hadisesi şu şekilde bildirilir: “Kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah, her türlü noksanlıktan münezzehtir…”.[1] Bu ilahî yolculuğun göklere yükseliş safhasına “Mi‘râc” denilir ve hadis-i şeriflerde Cebrâil (a.s.) refakatinde Resûlullah’ın semavatı temaşa etmesi ve nihayetinde Allah katına yükselmesi detaylı bir şekilde anlatılır.[2] Mi‘râc olayı sırasında ümmete beş vakit namaz farz kılınmıştır. Mi‘râc mucizesinin hangi tarihte gerçekleştiği kesin olarak bilinmemekle birlikte İslam âleminde Receb’in 27. gecesi olarak benimsenmiştir. Hz. Peygamber ve sahabilerinin “Mi‘râc gecesi” adıyla özel bir kutlama yapmadıkları ve bu geceye mahsus bir ibadet uygulamadıkları bilinmektedir. Bununla birlikte asırlardır Müslümanlar için Mi‘râc Kandili, Rasûlullah Efendimiz’e olan sevgi ve bağlılığın tazelendiği, O’nun Allah katındaki yüce makamının idrak edildiği mübarek bir gecedir. Mi‘râc gecesinde camilerimizde Kur’an-ı Kerim, Mi‘râc mucizesini hatırlatan ilahiler, kasideler ve mevlitler okunur, namazlar kılınır, salât-ü selâmlar, tesbihler ve dualarla Cenâb-ı Hakk’a kulluk arz edilir.
Berât Kandili, Şaban ayının 15. gecesidir. “Berât” kelimesi, temize çıkma, borçtan ve suçtan beri olma (kurtulma) anlamlarına gelir. Berât gecesi de İslam geleneğinde günahlardan arınma, Yüce Allah’ın affına nail olma ümidiyle idrak edilir. Sahih kaynaklarda bu geceyi özel olarak kutlama hakkında kesin bir delil bulunmamakla birlikte, Şaban’ın on beşinci gecesinin faziletine dair bazı zayıf rivayetler mevcuttur. Mesela bir rivayette Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Şaban’ın on beşinci gecesi olunca geceyi ibadetle, gündüzünü de oruçla geçiriniz. Çünkü Yüce Allah o gece güneşin batmasıyla birlikte en yakın göğe iner: ‘Bağışlanma dileyen yok mu, bağışlayayım; rızık isteyen yok mu, rızık vereyim; dertli yok mu şifa vereyim…’ (diye nida eder) … .”[3]. Berât gecesinde kılınacak özel bir namaz veya ifa edilecek özel bir ibadet yoktur. Zamanla bazı bölgelerde bu geceyi cemaatle kılınan özel namazlarla ihya etme geleneği de ortaya çıkmıştır. Tâbiîn devrinden itibaren, özellikle Şam bölgesindeki bazı âlimler Berât gecesini ibadetle ihya etmeyi güzel bir amel olarak görmüşlerdir. Zamanla bu uygulama diğer bölgelere de yayılmış ve Berât gecesi ümmetin gönlünde yer eden bir gelenek halini almıştır. Günümüzde de Berât Kandili’nde camilerimiz dolmakta; müminler namaz, Kur’an, zikir ve dua ile Rabbimize yönelerek Ramazan arifesinde arınmaya gayret etmektedirler.
Kadir Gecesi, üç aylar içindeki kandil gecelerinin en mühim ve en özelidir ve kendisinden Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça zikredilmiştir. Yüce kitabımızda “Kadir Gecesi, bin aydan hayırlıdır”[4] buyrularak bu gecenin faziletine dikkat çekilir. Kadir Gecesi Ramazan ayı içerisindedir ve Kur’an’ın indirilmeye başlandığı gecedir. Hz. Peygamber (s.a.v.), Kadir gecesini Ramazan’ın son on günü içinde, özellikle tek gecelerde aramamızı tavsiye etmiştir.[5] İslam âlimlerinin ekseriyeti, muhtelif rivayetlere dayanarak Ramazan’ın 27. gecesini Kadir gecesi olarak kabul etmişlerdir. Nitekim asırlardır Ramazan’ın 27. gecesi tüm İslam dünyasında Kadir Gecesi olarak coşkuyla ihya edilegelmektedir. Bu gece, “tan yeri ağarıncaya kadar esenliktir”[6] buyrulduğu üzere sabaha dek meleklerin yeryüzünü doldurduğu, dua ve tövbelerin kabul edildiği müstesna bir zaman dilimidir. Resûlullah (s.a.v.), Kadir gecesini Ramazan’ın diğer gecelerinden ayrı tutmuş ve “Kim Kadir gecesini, faziletine inanarak ve mükâfatını yalnız Allah’tan umarak ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır”[7] buyurmuştur. Bu yönüyle Kadir gecesi, diğer kandillerin adeta kaynağı ve esası hükmündedir.
Özetle, üç aylar içindeki mübarek geceler manevî iklimin zirvelerini oluşturur. Ancak unutmamak gerekir ki bu gecelere yoğunlaşan rahmet ve mağfiret, sadece bu gecelere mahsus değildir. Allah’ın rahmeti her zaman açıktır; mühim olan, bu özel zaman dilimlerini vesile kılarak her gecemizi bir Kadir gecesi, her günümüzü Ramazan gibi yaşamaya çalışmaktır. Nitekim ilk devir âlimleri ve zâhidleri, Kadir gecesi haricindeki kandil gecelerini farz veya vacip bir ibadet telakki etmemiş, fakat her anı ibadetle değerlendirmek için birer fırsat kabul etmişlerdir. Nitekim eskiler bu durumu hikmetli bir sözle ifade etmişler ve kulaklarımıza küpe olsun diye altın tavsiyeler arasında zikretmişlerdir: “Her geleni Hızır, her geceyi Kadir bil!”
[1] İsrâ suresi 17/1
[2] Buhârî, “Bed’ü’l-Halk”, 6; Müslim, “Îmân”, 259
[3] İbn Mâce, “İkâmetü’s-Salât”, 191
[4] Kadr suresi 97/3
[5] Buhârî, “Fazlü Leyleti’l-Kadr”, 3
[6] Kadr suresi 97/5
[7] Buhârî, “Fazlü Leyleti’l-Kadr”, 1