Üç Aylar Nedir ve Neden Önemlidir?
Üç Aylar Nedir ve Neden Önemlidir?
Üç aylar, Receb, Şâban ve Ramazân aylarını içine alan manevi bir mevsimdir. İslam kültüründe bu aylar, rahmetin dalga dalga yayıldığı, müminlerin gündelik hayat telaşesinden sıyrılarak kendilerini muhasebe etme ve yenilenme imkânı buldukları özel bir dönem olarak görülmüştür. Üç ayların ilki olan Raceb ayı, Kur’ân-ı Kerîm’de “haram aylar” olarak bahsedilen dört aydan biridir. “Haram aylar” kavramı, İslam’dan önce Arap toplumunda da mevcut olup savaşmanın yasaklandığı, kan dökmenin haram kılındığı barış ve saygı aylarını ifade ederdi. Tevbe suresi 36. ayette, Allah Teâlâ bir yıldaki ayların sayısını on iki olarak belirlemiş, bunlardan dördünün haram aylar olduğunu bildirmiş ve “o aylarda kendinize zulmetmeyin” buyurmuştur. Peygamber Efendimiz de haram ayları Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Receb olarak açıklamıştır.[1] İslam âlimleri, bu ayların diğer zaman dilimlerine göre farklı bir önem ve hürmete sahip olduğunu ve bu aylarda işlenen iyilik ve kötülüklerin başka zamanlarda işlenenlere göre daha fazla mükâfat veya ceza getireceğini belirtmişlerdir. Dolayısıyla Receb ayı hem üç ayların başlangıcı hem de dört haram ayın sonuncusudur.
Üç aylar içindeki her bir ayın kendine özgü önemli yönleri vardır. Recep ayı gerek haram aylardan biri olması gerekse içinde barındırdığı iki kandil gecesi (Regâib ve Mi‘râc) sebebiyle ayrı bir değer taşır. Recep, sözlük anlamı itibariyle “hürmet” demektir. Bu ay cahiliye döneminde de kutsallığı tanınan, ibadetlerin artırıldığı bir zaman dilimiydi. İslâm öncesi Araplar Receb ayında ibadet etmeye özen gösterirlerdi. Peygamber Efendimizin Receb ayına özel, diğer aylardan farklı olarak, oruç tuttuğuna veya belli bir geceyi ibadetle ihya ettiğine dair sahih bir rivayet bulunmamaktadır. Ancak biraz sonra ele alacağımız üzere, Receb ayında zaman zaman nafile oruç tutmanın mendup (hoş ve sevaplı) olduğuna dair genel bir kanaat vardır. Esas itibariyle Receb ayının manevi değeri, onun Allah katında haram aylardan biri oluşu ve mübarek üç ayların ilk halkası olarak Ramazan’a hazırlık dönemini başlatmasından ileri gelir. Nitekim yukarıda zikrettiğimiz dua ile Efendimiz, Receb’in hakkımızda bereket vesilesi olmasını dilemiştir.
Şaban ayı, üç aylık manevi mevsimin ikinci halkasıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Şaban ayı geldiğinde de ibadet ve özellikle oruç konusunda büyük bir gayret göstermiştir. O kadar ki, Üsâme bin Zeyd (r.a.), Allah Rasulü’nün Şaban ayında tuttuğu kadar hiçbir ayda nafile oruç tutmadığını fark etmiş ve bunun sebebini sormuştur. Efendimiz de ona şu hikmetli cevabı vermiştir: “Bu ay Receb ile Ramazan arasında insanların gafil bulunduğu bir aydır. Bu ayda ameller âlemlerin Rabbi olan Allah’a arz olunur. Ben de amellerimin oruçlu iken Allah’a sunulmasını arzu ederim”. Gerçekten de hadis kaynaklarında Hz. Aişe (r.anha) validemiz, Resûlullah’ın Ramazan dışında hiçbir ayı tamamen oruçla geçirmediğini, fakat Ramazan haricinde en çok oruç tuttuğu ayın Şaban olduğunu bildirmiştir. Bu yönüyle Şaban ayı, adeta Ramazan-ı Şerîf’e bir manevi hazırlık kampı gibidir. Ayrıca Şaban ayının on beşinci gecesi olan Berât Gecesi, ümmetin gönlünde müstesna bir yere sahiptir. Bu gecede Allah’ın af ve mağfiretinin tecelli ettiğine dair rivayetler bulunmakta ama bu rivayetlerin bir kısmı zayıf kabul edilmektedir. Yine de asırlardan beri Müslümanlar Berat gecesini fırsat bilerek tövbe ve dua ile Cenab-ı Hakk’a yönelmişler, bu geceyi Ramazan öncesi kalben arınma vesilesi olarak görmüşlerdir.
Üç ayların zirvesi ise Ramazan ayıdır. Ramazan, mübarek ayların içerisinde en faziletli olandır. Bu ay Kur’ân-ı Kerîm’in nazil olduğu, oruç farizasının yerine getirildiği, bin aydan hayırlı Kadir Gecesi’ni içinde barındıran müstesna bir zaman dilimidir. Kur’an-ı Kerim Ramazan ayında indirilmeye başlanmıştır: “Ramazan ayı, insanlara doğru yolu gösteren, hak ile batılı ayırt eden rehberler içeren Kur’an’ın indirildiği aydır…”.[2] Yine Kur’an’da Kadir gecesinin “bin aydan daha hayırlı” olduğu bildirilmektedir. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim Ramazan orucunu imanla ve sevabını umarak tutarsa, geçmiş günahları affolunur”.[3] Oruç ibadeti sayesinde mümin, takvâ mertebesine erişmeyi umut eder.[4] Ramazan ayında tutulan orucun yanı sıra mukabele okuma, teravih namazı, sahur ve iftar vakitleri, fitre ve zekât verilmesi gibi pek çok güzel ibadet geleneği de hayat bulur. Kısacası Ramazan, üç ayların getirdiği manevi iklimin en parlak şekilde tezahür ettiği, rahmet ve mağfiret ummanının coştuğu mübarek bir aydır.
[1] Buhârî, “Meğâzî”, 77; Müslim, “Kasâme”, 29
[2] Bakara suresi 2/185
[3] Buhârî, “Îmân”, 28; Müslim, “Sıyâm”, 203
[4] Bakara suresi 2/183